Kur’an-ı Kerim’de “Öğretme” Kavramı

Yazar: | 11 Kasım 2016

apple-chalkboard-background

İnsanın doğasına uygun eğitim anlayışını ortaya koyma amacıyla çıktığımız yola, eğitimle ilgili genel bir sorun tespiti çalışmasıyla başlamış ve bu çalışmayı bir makale halinde paylaşmıştık(1). Tespit ettiğimiz ana sorun alanlarından biri de bildiğimiz kadarıyla şimdiye kadar eğitimin Kur’an’a dayanan bir felsefesinin yapılmamış oluşuydu. Makalemizde, bu sorunun eğitimin felsefesinin Kur’an’a göre yapılmasıyla çözülebileceğini ortaya koymuştuk.

Bu makalemizin yayınlanmasından sonra, aynı tespitin bizden önce filozof ve eğitimci Nurettin Topçu tarafından da yapılmış olduğunu fark etmemiz bizleri sevindirdi ve cesaretlendirdi:

“Kur’an’ın felsefesini yaparak mektebi bu felsefî kültür temeli üzerine oturtmalıyız. Böylece bu mektep maarif, metafizik ve ahlâk prensiplerini Kur’an’dan alarak insanımızın ruh yapısına serpen ve orada besleyen, insanlığın üç bin yıllık kültür ağacının asrımızdaki meyvelerini toplayacak bir ruh ve ahlâk cihazı olacaktır.” (2)

Felsefe, sistemli düşünme faaliyetidir. Düşünme, anlamı üzerinde uzlaşılmış kavramlar kullanılarak yapılır. O halde Kur’an’a göre bir eğitim felsefesi ortaya koyacaksak, öncelikle eğitimle ilgili kavramları Kur’an’ı Kerim’e göre tanımlamalıyız. Her şeyi en iyi bilenin Allah Teala olduğuna inandığımızı iddia ediyorsak, kavramların içini doldurmayı O’na bırakmak zorundayız.

Buradan yola çıkarak, çalışma başlıklarımızın arasına “kavramları” da almaya karar verdik. Bu makalemizde eğitimin temel kavramlarından biri olan “öğretme” kavramını Kur’an’da kullanıldığı şekilleriyle ele almaya çalışacağız. Bu çalışmayı diğer kavramları da irdeleyerek bir seri halinde devam ettirmeyi amaçlıyoruz.

ع ل م kökünden türetilmiş olan öğretme fiili Kur’an’da yaklaşık kırk ayette geçmektedir. Bu kavramı, Kur’an’da kullanıldığı çeşitli boyutlarıyla irdeleyeceğiz.

Allah Teala’nın Öğretmesi

Tüm varlıkların yaratıcısı olan Allah Teala, doğal olarak tüm bilgilerin üreticisi ve öğreticisidir. Sahip olduğu sonsuz bilgiler arasından tercih ettiklerini, tercih ettiği yöntemle, tercih ettiği varlıklarla öğretmektedir. Bunu aşağıdaki ayetlerden anlıyoruz:

Yeryüzündeki ağaçlar kalem, denizler mürekkep olsa ve arkasından yedi deniz daha eklense yine de Allah’ın sözleri bitmez. Allah güçlüdür, doğru kararlar verir. (Lokman 31/27)

“Allah gizli bilgilerini sizinle paylaşmaz. Onun için uygun gördüğü bir elçisini seçer. Siz, Allah’a ve elçilerine inanıp güvenin. Eğer inanıp güvenir ve kendinizi korursanız büyük bir ödülü hak edersiniz.” (Al-i İmran 3/179)

Allah, bir insanla, vahiy (ilham) yoluyla, perde arkasından veya tercih ettiği şeyi kendi izniyle içine fısıldasın diye elçi gönderme dışında bir yolla konuşmaz. Yüce olan ve doğru kararlar veren O’dur. İşte sana da bu yolla emrimiz olan ruhu vahyettik. Yoksa sen bu Kitab’ın ve bu imanın ne olduğunu bilmezdin. Ama onu bir nur (aydınlık) yaptık, düzenimize uyduğunu gördüğümüz kullarımızı onunla yola getiririz. Elbette sen doğru yolu gösterirsin. (Şura 42/51-52)

Sana ruhu soruyorlar. De ki “Ruh, Rabbimin emridir. Size verilmiş olan bilgi pek azdır.” (İsra 17/85)  

Allah Teala’nın öğrettiği varlıklardan biri insandır. Allah Teala insanlara bir şeyler öğretmeye son derece önem vermektedir. Örneğin Adem’i (as) yarattıktan sonra onunla girdiği ilk etkileşim ona tüm varlıkların isimlerini (özelliklerini) öğretmek olmuştu. Adem’in (as) bu bilgilere sahip olması meleklere üstünlüğünü ispat etmesi için yeterli gelmişti.

Âdem’e her varlığın ismini (neye yaradığını) öğretti, sonra onları meleklere gösterdi: “İddianızda haklıysanız bana şunların isimlerini söyleyin” dedi. Melekler, “Biz sana içten boyun eğeriz, bizde senin öğrettiğin dışında bilgi olmaz. Her şeyi bilen ve kararları doğru olan Sensin.” dediler. Bunun üzerine Allah, “Âdem! Meleklere şunların isimlerini (neye yaradıklarını) söyle!” dedi. Âdem onlara o isimleri söyleyince, “Size dememiş miydim, Ben göklerin ve yerin gaybını (gizlisini, saklısını) bilirim. Neyi açığa vurduğunuzu, içinizde neyi sakladığınızı da bilirim.” dedi. (Bakara 2/31-33)

Yukarıdaki ayetlerden, Allah Teala’nın Adem’in (as) yaratılmasından önce de meleklere de bazı bilgileri öğrettiğini anlıyoruz.

Allah’ın insanlara öğretmesi Adem’den (as) sonra da devam etmiştir. Onun insana öğretmesinin en belirgin tezahürü, seçtiği nebilerine indirdiği kitaplardır. Nebilere verilen kitaplar, insanlara her iki dünyada da mutluluğa ulaştıracak bilgileri içerir.

(Yahudiler) Allah’a hak ettiği ölçüde değer vermediler. Çünkü “Allah hiçbir insana bir şey indirmiş değildir.” dediler. De ki “Öyleyse Musa’nın insanlar için bir nur ve bir yol gösterici olarak getirdiği o Kitabı kim indirdi? Siz onu yapraklar üzerine döküp gösteriyor birçoğunu da gizliyorsunuz. Size de atalarınıza da bilmedikleri şeyler öğretilmiştir. Sen, “Onu indiren Allah’tır” de sonra onları daldıkları yerde bırak da oynamaya devam etsinler. (Enam 6/91)

O Rahman (İyiliği sonsuz olan), Kur’ân’ı öğretti. (Rahman 55/2)

Muhammed’e şiir öğretmedik; zaten gerekmezdi de. Bu, sadece doğru bilgi (zikir) ve açıklayıcı Kur’ân’dır (Yasin 36/69)

Allah Teala tüm Nebilerine Kitap yanında, hikmeti de öğrettiğini bir çok ayette ifade etmiştir. Örneğin:

Allah O’na (İsa’ya) Kitabı, Hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecektir. (Maide 3/48)

Eğer Allah’ın sana iyilik ve ikramı olmasaydı, onlardan bir kesim seni yanıltmakta kararlıydı. Onlar kendilerinden başkasını yanıltamaz ve sana bir zarar veremezler. Allah, sana Kitabı ve Hikmeti indirmiş ve bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana olan iyiliği büyüktür. (Nisa 4/113)

Hikmet, Allah’ın ayetlerini (Kitabını) kullanarak hüküm vermenin yöntem bilgisidir (3). Diğer bir deyişle Allah insanlara sadece bilgi vermeyi yeterli görmemiş, bilgiyi kullanma yöntemini de öğretmiştir. Allah Teala nebilerine hikmet yöntemini öğrettiği gibi nebilerden de hikmeti ümmetlerine öğretmesini istemiştir:

Allah, içlerinden elçi çıkardığında müminlere iyilikte bulundu. Bu Elçi onlara Allah’ın âyetlerini okur, onları geliştirir; onlara Kitabı ve hikmeti öğretir. Onlar daha önce açık bir sapkınlık içinde idiler. (Ali İmran 3/164)

Bir kimseye Allah; Kitap, hikmet ve nebîlik verecek, o da tutup insanlara: “Allah’tan önce bana kul olun.” diyecek; buna hiç kimsenin hakkı yoktur. Onun diyeceği şudur: “Kitabı öğretmenize ve özümsemenize karşılık sadece Rab’den yana olun.” (Ali İmran 3/79)

Sahibimiz! İçlerinden bir elçi çıkar da onlara senin âyetlerini okusun; Kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları geliştirsin. Üstün olan, doğru karar veren Sensin”. (Bakara 2/129)

Nitekim içinizden size bir elçi gönderdik. O size âyetlerimizi okuyor, sizi geliştiriyor, size Kitab’ı ve hikmeti öğretiyor; size bilmediğinizi öğretiyor. (Bakara 2/151)

Allah Teala’nın insanlara öğrettiği şeyler sadece vahiyden ibaret değildir. Örneğin Yusuf’a (as) olayların ve rüyaların yorumunu da öğretmişti, bunu da başka bir çeşit hikmet (yaratılan ayetleri okuma ve hüküm verme yöntemi) olarak düşünebiliriz:

“Bu böyle olur; demek ki Sahibin seni seçecek ve olayların yorumunu (tevil) öğretecek, sana ve Yakup ailesine ettiği iyilikleri de tamamlayacaktır. Nitekim daha önce ataların İbrahim’e ve İshak’a olan iyiliklerini tamamlamıştı. Senin Sahibin bilir, doğru karar verir.” (Yusuf 12:6)

Yusuf dedi ki “Size yedirilecek yemek gelmeden onun ne maksatla geldiğini dahi bildirebilirim. Bu, Sahibimin bana öğrettiği şeylerdendir. Çünkü ben Allah’a inancı olmayan ve ahreti yok sayan bir topluluğun dinini reddetmiş bulunuyorum. (Yusuf 12/37)

“Rabbim (Sahibim)! Bana yönetimden bir pay verdin, olayları yorumlamayı (tevil) öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Bu dünyada da öbür dünyada da benim en yakınım(velim) sensin. Canımı teslim olmuş (Müslüman) olarak al. Beni iyilerin arasına kat.” (Yusuf 12:101)

Yusuf (as) bu ikramı sağlam durması ve takvalı davranışları sebebiyle kazanmış olabilir, çünkü hem içinde bulunduğu toplumun yanlış dinini reddetmiş, hem Allah’ın verebileceği cezadan çekinerek zina etmektense suçsuz yere hapse atılmayı bile göze almıştı:

Müminler! Allah’tan çekinerek kendinizi korursanız, O, sizde bir furkân (doğruyu yanlıştan ayırma yeteneği) oluşturur, kabahatlerinizi örter ve durumunuzu düzeltir. İkramı büyük olan Allah’tır. (Enfal 8/29)

O, tercihini doğru yapana hikmeti verir. Kime hikmet verilirse ona çokça iyilik yapılmış olur. Bu bilgiyi sağlam duruşlu (ulü’l erbab) olanlardan başkası elde edemez. (Bakara 2/269)

“Olayları/ayetleri doğru değerlendirerek, isabetli kararlar vermek” şeklinde ifade edeceğimiz bu beceri Yusuf (as) babası Yakup’a da öğretilmişti:

Babalarının istediği yerlerden girince ki aslında bu, Allah’tan gelecek hiç bir şeyi onlardan savacak değildi, sadece Yakup’un yerine getirmesi gereken bir ihtiyaçtı (kendisi için bir ihtiyaçtı). Çünkü Yakup kendisine öğrettiğimiz için gerçek bir ilme sahipti. Ama insanların çoğu onu bilmezler. (Yusuf 12/68)

Allah’ın insanlara öğretmesinin başka örnekleri de vardır. Örneğin Davud’a (as) zırh yapmanın yöntemi, Süleyman’a (as) da kuşların dili öğretilmişti. Bunları o nebilere özel olarak verilen bir “mucize” olarak nitelendirmenin doğru olmayacağı kanaatindeyiz:

Sizi darbelere karşı korusun diye zırhlı elbise yapma sanatını da Davud’a öğretmiştik. Artık görevlerinizi yerine getirirsiniz, değil mi? (Enbiya 21/80)

Süleyman Davud’un yerine geçti. Dedi ki “Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi ve her şeyden verildi. İşte bu, en büyük ikramdır.” (Neml 27/16)

Aşağıdaki ayette av hayvanlarını eğitme yönteminin de insanlara Allah tarafından öğretildiği ifade edilmektedir:

Sana, kendileri için neyin helâl kılındığını soruyorlar. De ki “Temiz olanlar helâl kılındı.” Eğittiğiniz ve Allah’ın verdiği bilgi ile yetiştirdiğiniz avcı hayvanların, sizin için tuttuklarını “Bismillah (Allah’ın adıyla)” diyerek yiyin. Allah’tan çekinerek kendinizi koruyun çünkü Allah, hesabı çabuk görür. (Maide 5/4)

Şimdiye kadar saydıklarımız Allah Teala’nın insanlara “doğrudan” öğretmesinin örnekleri olarak sayılabilir. Bir de Allah’ın insana yarattığı varlıklar üzerinden öğretmesi vardır. Bu tür bir eğitime tüm insanlar isteseler de istemeseler de kainattaki yaratılan ayetleri okuyarak katılırlar:

Allah sizi analarınızın karnından çıkardığında hiç bir şey bilmiyordunuz. Ama size dinleme ve ileri görüşlü olma (basiret) özelliği ile gönüller vermişti. Belki  görevlerinizi yerine getirirsiniz. (Nahl 16/78)

Âyetlerimizi onlara, hem çevrelerinde hem de kendi içlerinde öyle göstereceğiz ki sonunda onun (Kur’ân’ın) tümüyle doğru olduğu, onlar açısından iyice ortaya çıksın. (Fussilet 41/53)

Yukarıdaki ayetlere göre tüm insanların, doğdukları yer, zaman ve inançları ne olursa olsun çevrelerinde olup bitenleri okuyarak, Allah Teala’nın zorunlu öğrencileri olduğunu söyleyebiliriz. Zaten kainat kitabından bilgi edinmeden hiçbir insanın yaşamını sürdürmesi mümkün olamaz.

Allah’ın öğretmesi ile ilgili olarak şu ayetler de ilginçtir:

Oku! Rabbin sonsuz ikram sahibidir. O, kalemle öğretmiştir; bilmediğini öğretmiştir. (Alak 96/3-5)

Bu ayet Allah’ın kalemle öğrettiğine dikkate çekmekte ve öğretimde kalem kullanmanın önemine işaret etmektedir.

Ona beyanı (kendini ifade etmeyi) öğretti. (Rahman 55/4)

Bu ayet ise insanın hem sözlü hem de yazılı olarak kendini ifade edebilmesinin Allah’ın özel bir ikramı olduğunu düşündürmektedir.

Allah’ın öğrettiği varlıklar arasında insanların yanında cinler de bulunmaktadır. Örneğin Musa ve bir kul olayında, “bir kul” olarak tanımlanan kişinin,  Allah’ın emrettiği bazı görevleri yapmaya gelen bir melek olduğu anlaşılmaktadır.

Sonra kullarımızdan bir kulu buldular. Ona katımızdan bir ilim vererek ikramda bulunmuştuk. Musa dedi ki “Sana öğretilen doğruya ulaştıran bilgiden bana öğretmen için senin yanında kalsam olmaz mı?” (Kehf 18/66)

Allah’ın insana öğretmesi hakkındaki ayetleri toparladığımızda, Allah Teala doğrudan ve dolaylı olarak kullarına ihtiyaçlarını karşılamaları ve yaşamlarında doğru kararlar vermeleri için gereken bilgileri öğretmiş ve öğretmeye devam etmekte olduğunu görmekteyiz.

Nebilerin ve İnsanların Öğretmesi

Kur’an’da öğretme fiilinin faili olarak insanlar da kullanılır. Örneğin, nebilerin başlıca görevlerinin, kendilerine indirilen ayetleri (Kitabı) ve bu ayetlerden hüküm çıkarma yöntemini (hikmeti) çevresindekilere öğretmek olduğunu ayetlerle görmüştük. Bir rivayette ifade edildiği gibi Nebimiz Muhammed (as) “Ben aslında bir öğretmen olarak gönderildim.” (4) diyerek kendini öncelikle bir öğretmen olarak tanımlaması ayetlerle tamamen uyuşmaktadır.

Allah ve nebileri, insanlara onları iki dünyada da mutlu edecek bilgileri öğretmişlerdir. Öte yandan iş insanın öğretmesine gelince, aşağıdaki ayette ifade edildiği gibi öğretme yıkıcı sonuçlar doğuran bir iş haline de gelebilmektedir:

Tuttular şeytanların, Süleyman’ın iktidarı aleyhine okudukları şeye uydular. Süleyman kâfir olmadı ama insanlara o büyülü sözleri öğreten şeytanlar kâfir oldular. Bunlar (Bu Yahudiler) Bâbil’de o iki melik’in, Hârût ile Mârût’un başına gelenlerin de arkasına düştüler. Hâlbuki onlar: “Biz yandık, sakın bunu göz ardı etme (kimseyi yakma)” demeden birine bir şey öğretmezlerdi. Bu ikisinden, kişi ile eşinin arasını ayıracak şeyler öğrenirlerdi ama Allah’ın onayı olmadan kimseye zarar veremezlerdi. Bunlar (şimdiki Yahudiler) ise, işlerine yaramayan, sadece zararı olan şeyi öğreniyorlar. İyi biliyorlar ki bunu tercih edenin ahirette eline bir şey geçmez. Kendilerini ne kötü satıyorlar! Keşke bunu bilseler! (Bakara 2/102)

Burada Babil’de sürgünde bulunan iki eski yöneticinin, kendi düştükleri tuzaklara düşmemeleri için etrafındakilere çeşitli aldatmaca (sihir) yöntemlerinden bahsetmiş öğretmiş olduğu, fakat dinleyenlerin bu yöntemleri öğrenince bu bilgiyi diğer insanları aldatmak için kullanıldığı anlatılmaktadır. Sihrin öğretilmesi ilginçtir ki Musa (as) – Firavun mücadelesindeki ayetlerde de geçer:

Firavun: “Benden izinsiz ona inandınız, öyle mi? Demek ki size bu sihri öğreten büyüğünüz oymuş. Öyleyse ben de tereddüt etmeden ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabının daha ağır, daha kalıcı olduğunu iyice öğreneceksiniz.” (Taha 20/71)

(Firavun:) “Ben izin vermeden ona inadınız öyle mi? Demek ki o, sizin büyüğünüz, size sihiri öğreten adam. Göreceksiniz; kesinlikle ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlamasına kesecek ve hepinizi asacağım” dedi. (Şuara 26/49)

Burada Firavun bütün aldatmacaları tasarlayan kişi olmasına rağmen Musa’yı (as) sihir öğretmekle suçlamaktadır. Bu ayetlerden anlaşılıyor ki Allah öğretme becerisini insanlara da vermiş, fakat bazı insanlar bu beceriyi insanları aldatmakve kendi emellerine alet etmek için kullanmış ve kullanmaktadırlar. İnsanlar bu konuda o kadar ileri gidebilmektedirler ki dini konularda kendilerini Allah’a denk görebilmektedirler:

De ki “Dininizi Allah’a mı öğretiyorsunuz?” Allah göklerde ve yerde olanları bilir. Allah her şeyi bilendir. (Hucurat 49/16)

Cebrail’in (as) Öğretmesi

Melek Cebrail’in (as) Nebimize sadece ayetleri getirmediği ona Nebilik sürecinde öğretmenlik yaptığını da biliyoruz. Örneğin ona öncelikle Kur’an’ı ve muhtemelen Kur’an’dan nasıl hüküm çıkarılacağını da öğretiyordu:

Onları ona, çok güçlü olan (Cebrail) öğretti. (Necm 53/5)

Bir çok rivayet Cebrail’in (as) Nebimizle beraber Kuran okuduğundan, ona namaz vakitlerini ve abdest almayı gösterdiğinden ve birçok konuda ona bilgiler verdiğinden bahsetmektedir. Muhtemelen Cebrail (as), Muhammed’e (as) öğretmenlik yaptığı gibi diğer nebilere de hem ayetleri getiriyor hem de onlara öğretmenlik yaparak onlara bu zor görevlerinde destek veriyordu:

O gün Allah, şöyle diyecektir: “Meryem oğlu İsa! Senin ve annenin üstünde olan iyiliklerimi hatırla. Hani seni Kutsal Ruh’la desteklemiştim; hem beşikte hem de yetişkin iken insanlara konuşma yapıyordun. Bir de sana yazmayı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmiştim. İznimle topraktan kuş şeklinde bir şey yaratır, sonra ona üflerdin de yine iznimle kuş oluverirdi. Anadan doğma körü ve abraşı iznimle tamamen iyileştirirdin. Yine iznimle mezardan ölüyü (diri olarak) çıkartırdın. Seni İsrail oğullarından da kurtarmıştım; çünkü onlara açık mucizelerle geldiğin halde onların görmezlikten gelenleri: “Bu açık bir sihirdir” demişlerdi.” (Maide 5/110)

Kur’an’da öğretme işini yapan varlıklar hakkında başka bir çok bilgi bulunmaktadır. Bunların tamamını bir makalede ifade etmek mümkün olmayacağı için aşağıda bu konuda tespit edebildiğimiz bilgilerin bir listesini özet olarak vereceğiz:

  • Allah’ın öğretmesi
    • ○ Allah’ın Nebilere öğretmesi (Kitap ve Hikmet)
    • ○ Allah’ın diğer insanlara öğretmesi
      • Kitap ve hikmet
      • Şura 51 bağlamında doğrudan
      • Yarattığı varıklar (Kainat kitabı) üzerinden
    • ○ Allah’ın meleklere öğretmesi (Bakara 2/32)
    • ○ Allah’ın diğer cinlere öğretmesi (Örneğin: emirden çıkmamış cinlerin Mele-i Ala’yı alayı dinleyebilmeleri)
    • ○ Allah’ın diğer varlıklara öğretmesi (Balarısına, göklere vahyetmesi)
  • İnsanların öğretmesi
    • ○ Nebilerin insanlara öğretmesi
    • ○ İnsanların insanlara öğretmesi
    • ○ İnsanların cinlere öğretmesi
    • ○ İnsanların hayvanlara öğretmesi
  • Cinlerin öğretmesi (Melekler – Şeytanlaşmış cinler – Diğer cinler)
    • ○ Meleklerin insana öğretmesi
    • ○ Cinlerin insana öğretmesi
    • ○ Cinlerin cinlere öğretmesi
  • Diğer varlıkların öğretmesi
    • ○ Hayvanların birbirlerine öğretmesi (Neml suresinde Karıncanın diğer karıncaları uyarması)
    • ○ Hayvanların insana öğretmesi (Hüdhüd’ün Süleyman’a (as) bilgiler vermesi)

Öğretme fiilinin öznesi bağlamında öğretme işini yapanlar aşağıdaki şekilde de ifade edilebilir. Çift yönlü ok iki varlık grubu arasında karşılıklı öğretme faaliyetini ifade etmektedir:

www

Kur’an’da “Öğretilen Şeyler”

Yine her biri kendi başına bir makale konusu olabilecek bu konu hakkında şimdilik Kur’an’da öğretme fiiline konu olan şeyleri bir liste olarak sıralayacağız:

  • İsimlerin hepsi (el-esmaa kullaha) (2:31) (Allah → Adem)
  • Kişi ile eşinin arasını açacak şeyler (2:102) (İnsanlar → insanlar)
  • Kitap ve hikmet (2:151) (İnsanlar → insanlar)
  • Namaz kılma (2:239) (Allah → insanlar)
  • Borcun nasıl kayıt altına alınacağı (2:282) (Allah → insanlar)
  • Kitap ve hikmet tevrat ve İncil (3:48) (Allah → insanlar)
  • Kitap (3:79) (İnsanlar → insanlar)
  • Bilmediğimiz şeyler (4:113) (6:91) (Allah → insanlar)
  • Av hayvanı yetiştirme (5:4) (Allah → İnsanlar → hayvanlar)
  • Yazma (5:110) (Allah → insanlar)
  • Olayların / rüyaların yorumu (tevili) (12:6) (12:21) (12:37) (12:101) (Allah → İnsanlar)
  • İlim (12:68) (18:65) (Allah → insanlar) (Allah → Cinler)
  • Hidayete eriştiren bilgi (18:66) (Allah → Cinler) (Cinler → İnsanlar)
  • Sihir (insanları aldatan bilgiler / uygulamalar) (20:71) (26:49) (İnsanlar → İnsanlar)
  • Zırhlı elbise yapma sanatı (21:80) (Allah → İnsanlar)
  • Kuşların dili (27:16) (Allah → İnsanlar)
  • Kur’an (36:69) (55:2) (Allah → İnsanlar)
  • Kur’an (53:5) (Melekler (Cebrail) → İnsanlar)
  • Beyan (55:4) (Allah → İnsanlar)
  • Kalemle yazma (96:4) (Allah → İnsanlar)

Oldukça önemli ve geniş bir konuyu tek bir makalede tüm boyutlarıyla ele almak mümkün değildir. Bu sebeple yaptığımız bu çalışmanın konuya giriş niteliğinde bir çalışma olduğunu ifade etmek isteriz. Kur’an’da öğretme kavramının başka ekiplerce başka boyutlarıyla araştırılması, geliştirilmesi ve hatalarımızın düzeltilmesi temennisindeyiz. Çalışmalarımızı takip etmek ve destek vermek isteyenler www.kurandaegitim.org, www.facebook.com/kurandaegitim  adreslerini kullanabilirler.

Dipnotlar

  1. Kur’an ve Hikmet Dergisi, Sayı:11, Süleymaniye Vakfı Yayınları
  2. Nurettin Topçu, Maarif Davamız
  3. Fatih Orum, Kur’an’ı Anlama Usulü, Süleymaniye Vakfı Yayınları
  4. İbn Mace, I/83, el-Mukaddime