Eğitim Bağlamında Kur’an’da “Tefekkür” Kavramı

Yazar: | 13 Nisan 2017

Tefekkür, kelime anlamı olarak düşünme, düşünüş; terim anlamı olarak da bir şeyin hakkında iyice düşünmek, bir şeyin sonucunu hesaplamak anlamlarına gelir. Kuran-ı Kerim’de 18 ayette geçmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de çok sayıda âyette emrettiği “tefekkür” eylemi, bilim ve kültür çabalarımıza hayat veren bir çaba olması gerekirken, geleneğimizde pasif bir hale getirilmiştir. Hâlbuki Kuranı Kerime baktığımızda Allah’ın bizden istediği “tefekkür” eyleminin, düşünüp buna göre faaliyete geçme, davranış geliştirme olduğunu görmekteyiz.

Kuranı Kerimde “Tefekkür” kelimesinin üç farklı şekilde kullandığını görüyoruz. Bunlardan birincisinde Allah, ayetlerle çeşitli konuları insanlara açıklıyor ve bu açıklamaların insanların düşünmesi için yapıldığı belirtiyor. Bu kullanım da iki farklı şekilde karşımıza çıkıyor. Allah ayetlerin bazılarında “düşünesiniz diye” size şöyle şöyle açıkladım derken bazılarında da “düşünmüyor musunuz?” soru kalıbını kullanıyor. Ayetleri görelim;

 Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: “Onlarda hem büyük günah, hem de insanlar için (bazı zahirî) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür.” Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan arta kalanı.” Allah, size ayetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz. (Bakara, 219)

Herhangi biriniz ister mi ki, içerisinde her türlü meyveye sahip bulunduğu, içinden ırmaklar akan, hurma ve üzüm ağaçlarından oluşan bir bahçesi olsun; himayeye muhtaç çocukları var iken ihtiyarlık gelip kendisine çatsın; derken bağı ateşli (yıldırımlı) bir kasırga vursun da orası yanıversin? Allah, düşünesiniz diye size ayetlerini böyle açıklıyor. (Bakara, 266)

Eğer zorlasaydık o ayetlerle onu elbette yüceltirdik. Fakat o, dünyaya saplanıp kaldı da kendi heva ve hevesine uydu. Onun durumu köpeğin durumu gibidir: Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi hâline bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte bu, ayetlerimizi yalanlayan toplumun durumudur. Şimdi onlara bu olayları anlat ki düşünsünler. (Araf 176)

(O peygamberleri) apaçık belgeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik. (Nahl, 44)

(Ey Muhammed!) De ki: “Ben size ancak bir tek şeyi, Allah için ikişer ikişer, teker teker kalkıp düşünmenizi öğütlüyorum. Arkadaşınız Muhammed’de cinnetten eser yoktur. O, şiddetli bir azaptan önce sizin için ancak bir uyarıcıdır. (Sebe, 46)

Eğer biz, bu Kuran’ı bir dağa indirseydik, elbette sen onu Allah korkusundan başını eğerek parça parça olmuş görürdün. İşte misaller! Biz onları insanlara düşünsünler diye veriyoruz. (Haşr, 21)

İslam dini sürekli akla vurgu yapan, insanın aklı ile inanmasını isteyen bir dindir. İnandığı şeyin ne olduğunu bilmeden daha öncekileri taklit ederek yapılan bir inancı asla kabul etmez. Yunus suresi 100. Ayette Allah pisliği aklını kullanmayanların üzerine bırakacağından bahsetmektedir. Yukarıda bahsettiğimiz ayetlerde Allah, insanların, yarattığı şeyler üzerinde (tabiat ayetleri) düşünmemizi, Nebilerce öğretilen ilahi kelama kafa yormamızı ve nihayetinde ikisinin arasındaki bağlantıları kurmamızı beklemektedir.

De ki: “Ben size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size ‘Ben bir meleğim’ de demiyorum. Ben sadece, bana gönderilen vahye uyuyorum.” De ki: “Görmeyenle gören bir olur mu? Siz hiç düşünmez misiniz?”  (Enam 50)

Onlar düşünmediler mi ki (çok iyi tanıdıkları, kendileriyle iç içe yaşamış olan) arkadaşlarında (Peygamber’de) delilikten eser yoktur. O, ancak apaçık bir uyarıcıdır. (Araf, 184)

Kendi kendilerine, Allah’ın, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları ancak hak olarak ve muayyen bir süre için yarattığını hiç düşünmediler mi? İnsanların birçoğu, Rablerine kavuşmayı gerçekten inkâr etmektedirler. (Rum, 8)

Ayetlerde Allah, inanmayan kişilere “düşünmüyor musunuz?” sorusunu yöneltiyor. İnkârcıların görmezlikten gelmelerinin düşünmeyi bir kenara bırakmaları sebebiyle olduğunu, insanın düşünerek doğruya ulaşacağını ifade ediyor.  

“Tefekkür” kelimesinin Kuranda ikinci geçiş şekline Ali İmran 191. ayette görüyoruz.  Bu ayette Allah inanan kişilerin özelliklerinden birinin tefekkür etme yani düşünme olduğu bildiriyor;

Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. “Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru” derler.

“Tefekkür” kelimesinin Kuranda üçüncü geçiş şekli, belki de eğitim ile en ilgili olanı “düşünen bir toplum” ifadesidir. Bu ayetleri görelim;

Dünya hayatının hâli, ancak gökten indirdiğimiz bir yağmurun hâli gibidir ki, insanların ve hayvanların yedikleri yeryüzü bitkileri onunla yetişip birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü (o bitkilerle) bütün ziynet ve güzelliklerini alıp süslendiği ve sahipleri de onun üzerine (her türlü tasarrufa) kadir olduklarını sandıkları bir sırada, geceleyin veya güpegündüz ansızın ona emrimiz (afetimiz) geliverir de, bunları, sanki dün yerinde hiç yokmuş gibi, kökünden yolunmuş bir hâle getiririz. İşte düşünen bir toplum için, ayetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz. (Yunus,24)

O, yeri yayıp döşeyen, orada dağlar, nehirler meydana getiren, orada her türlü meyveden (erkekli-dişili) iki eş yaratandır. O, geceyi gündüze bürüyor. Şüphesiz bunlarda, düşünen bir kavim için (Allah’ın varlığını gösteren) deliller vardır. (Rad, 3)

Allah o su ile size; ekin, zeytin, hurma ağaçları, üzümler ve her türlü meyvelerden bitirir. Elbette bunda düşünen bir kavim için bir ibret vardır. (Nalh, 11)

“Sonra meyvelerin hepsinden ye de Rabbinin sana kolaylaştırdığı (yaylım) yollarına gir.” Onların karınlarından çeşitli renklerde bal çıkar. Onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz bunda düşünen bir (toplum) için bir ibret vardır. (Nahl, 69)

Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır. (Rum, 21)

Allah, (ölen) insanların ruhlarını öldüklerinde, ölmeyenlerinkini de uykularında alır. Ölümüne hükmettiklerinin ruhlarını tutar, diğerlerini belli bir süreye (ömürlerinin sonuna) kadar bırakır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır. (Zümer, 42)

Göklerdeki ve yerdeki her şeyi kendi katından (bir nimet olarak) sizin hizmetinize verendir. Elbette bunda düşünen bir toplum için deliller vardır.(Casiye, 13)

Allah, Kuranda topluluk olmaya önem vermektedir. Fussilet suresi 3. Ayette “Kuranın bilenler topluluğu için  ayrıntılı olarak açıklandığı”ndan,  Rad Suresi 11. ayette “ … Bir toplum kendisindekini bozmazsa Allahın onları bozmayacağından” bahsetmektedir.  Demek ki “düşünen toplum”, “akleden toplum”, “bilenler topluluğu” Allaha göre önem arz etmektedir. Topluluk halinde tefekkür, konuyu bütün yönleri ile görmeyi ve problemlere çözümler bulmayı kolaylaştırır.

Kuranın önem verdiği “Tefekkür”, eğitim için önemli bir kavramdır. Düşünmenin olmadığı bir eğitim sistemi hayal edilemez. Ancak ülkemizde, son zamanlarda sınav odaklı gelişen eğitim sistemi, öğrencileri düşünmekten ziyade ezberciliğe iter hale gelmiştir. Bu da öğrenilen bilginin belli bir süre sonunda unutulup gitmesine sebep olmaktadır. Bilgiyi ezberlemek öğrenmek değildir. Neyi ne için öğrendiği bilmeyen sorgulama yapamayan bir bireyin gelişmesi mümkün değildir. Böyle bir durumda Allah’ın istediği “düşünenler topluluğu” değil” diplomalı cahiller topluluğu” oluşur.

Eğitimi ezbercilikten kurtarılıp bireylere gerçek anlamda bilgi edindirmek, öğrenciye bilgiyi direk sunmak yerine bilgiye ulaşmasına yardımcı olacak yolları öğretmek gerekmektedir. Bu, doğru düşünmeyi öğreteceği gibi öğrenme işinin ömür boyu devam etmesini de sağlayacaktır. Bu da ancak tefekkür dayalı bir eğitim sistemi ile olabilir. Bu sistemde öğretmen, sınıfın önünde bir şeyler anlatıp tahtaya yazdığı şeyleri deftere geçirilmesini isteyen kişi rolünden öğrenmeyi kışkırtıcı kişi rolüne geçiş yapmalıdır. Önemli olan çocuğun doğuştan getirdiği eğilimleri ve yetenekleridir. Öğretmen, öğrencilere yönelimleri doğrultusunda rehberlik yapan kişidir. Eğitim sistemi “çocuk için en iyi olan nedir?”, “onlara saygı duyulduğu nasıl gösterilir?”, “seslerini duyurmaları nasıl sağlanır” gibi sorulara cevap bulmalıdır. Böylece çocukların özgüvenleri gelişir ve sorumlu vatandaşlar olurlar. Bu da aklını kullanmayıp birilerinin peşine takılan, birileri tarafından yönlendirilen toplumların oluşmasını engeller. Kendisine saygı duyularak ve düşünmeyi öğrenerek eğitilen bireylerin oluşturduğu bir toplum bilimde, sanatta ve teknolojide gelişeceği gibi dini yaşamada da en üst seviye çıkacaktır.