Kur’an-ı Kerim’de “Fıkhetme” Kavramı

Yazar: | 15 Nisan 2017

Sözlükte fıkhetme, hazırda-elde olan bilgiler kullanılarak hazırda olmayan-elde olmayan bir bilgiye ulaşma anlamındadır. (Müfredat)

Arapça’da günlük konuşmada “anlama” manasıyla sıkça kullanılan “فهم- fehmetmek” fiilinin ise Kuran’da yalnızca tek bir ayette, ‘Hz. Süleyman’ın anlamasını sağlama’ şeklinde, ettirgen haliyle geldiğini görüyoruz. Yani Kur’an-ı Kerim’da “anlamak” manasında kullanılan esas fiil “fıkhetmektir”.

Fıkhetmek ifadesi Kuran’da 20 ayette geçmektedir. Bunlardan  6:25’te müşriklerin, 9:87’de muhaliflerle birlik olanların, 17:46’da ahirete inanmayanların, 18:57 ve 63:3’de ise kafirlerin kalplerinin sanki fıkhetmelerine engel olan bir örtü ile örtülmüş olmasından bahsedilmektedir.  9:127’de ise münafıkların kalperini Allah’ın döndürdüğü, yani başka bir hale soktuğu ifade edilmektedir. Bundan yanlış davranışlar göstermeye alışkanlık hale getirenlerin zamanla Allah tarafından kalplerinde fıkhetmelerine engel olacak bir yapı oluşturulduğu anlaşılabilir. Başka ayetlerde bu durum “kalplerde bir hastalık” olarak tanımlanmaktadır.

“Bunların içinde seni dinleyenler de olur. Sanki anlamasınlar diye kalplerine kabuklar bağlamışız, kulaklarında da ağırlık vardır. Bütün âyetleri görseler inanmazlar. Hatta sana geldiklerinde seninle çekişirler. Ayetleri görmezlikten gelen bu kimseler derler ki “Bunlar, olsa olsa öncekilerin satırlarıdır (eski kitaplardan alıntılardır).” Onlar, insanları ondan (Kur’ân’dan) engeller, kendileri de uzak dururlar. Ama sadece kendilerini yiyip bitirirler de farkında bile olmazlar.” (En’am 6/25-26)

Yukarıdaki ayetten, fıkhetmenin kalbe ait bir fiil olduğunu ve ancak sağlıklı bir kalple yani doğru bir yaklaşımla fıkhedilebileceğini çıkarmış bulunuyoruz.

“De ki “Üstünüzden veya ayaklarınızın altından ceza gönderen yahut sizi farklı topluluklara bağlı yapıp birinize diğerinin baskısını çektirmenin kuralını koyan O’dur.” Baksana anlasınlar diye âyetlerimizi her yönüyle nasıl açıklıyoruz.” (En’am 6/65)

Yukarıdaki ayette “her yönüyle açıklama” tercümesiyle geçen kelime sarf = صرف fiilidir.

Buradan sarf fiiliyle fıkhetmek arasında bir sebep sonuç ilişkisi olduğu ortaya çıkmaktadır.

Sözlük anlamıyla Sarf (صرف): Çevirme; Harf ekleyerek ya da harflerin yerini değiştirerek aynı kökten çeşitli anlamlar türetme;  bir şeyi halden hale çevirme, ya da farklı bir şeye dönüştürme anlamına gelir.

Sarraf kelimesi, altını paraya çevirdiği için bu köktendir.

Sarf kelimesinin Kur’anda geçtiği ayetlerden bazılarındaki anlamları şöyledir:

2:164: Rüzgarların tasrifinde: …rüzgarların farklı yönlerde esmesinde…

6:16: O gün kim o azaptan çevrilirse Allah ona ikram etmiş olur.

25:50: Biz o suyu, bilgi sahibi olsunlar(ve bilgilerini kullansınlar) diye halden hale çevirdik[*]. Ama insanlar nankörlüğü bir türlü bırakmaz.  → Bu ayette yaratılmış ayetlere işaret var

6:105: İşte âyetlerimizi böyle evire çevire anlatırız (صرف) ki birileri: “Sen bir yerden ders almışsın/öğrenmişsin  (درست) desin, biz de onu bilen (علم) bir topluluğa açıklamış olalım.

Bu ayette sarf, ders ve ilm kelimeleri arasında ilişkiler kurulmaktadır. Bunların dışında sarf kavramı, uzaklaştırma, geri çevirme anlamlarında pek çok ayette geçmektedir.

6:105 ayetindeki anlamı düşünülünce, Hz. Muhammed (sav) ayetleri okuduğunda ona bir yerden ders almışsın/öğrenmişsin dedikleri anlaşılıyor. Demek ki ayetler evire çevire, yani farklı bakış açılarıyla, ve hatta insanların bakışlarını çevirdiklerinde çevrelerindeki yaratılmış ayetlerde de görebilecekleri gibi  anlatılıyor. Bu sözler, ancak ders almış bir kişinin söyleyebileceği tarzda açıklanmış sözlerse, ders vermenin nasıl olacağı, ve ders almış olmanın kişinin konuşması, anlatımı üzerindeki etkisi bu ayette görülebilir.

Fıkhetmek kavramına geri dönersek:

En’am 6:98: “Sizi bir tek nefisten (döllenmiş yumurtadan) oluşturan O’dur. Ardından bir kalma yeri (olan dünya) ve bir durak (olan kabir) gelir. Ayetlerimizi, anlayan bir topluluk için tek tek detaylandırmışızdır.”

Ayetlerin anlayan bir topluluk için detaylandırılması, yine detaylandırma (فصل) fiiliyle fıkhetmek
arasındaki sebep sonuç ilişkisini göstermektedir.

Sözlük anlamıyla Fasl (فصل):  Kökü ‘ayırma’ anlamına gelir.  فصّل  = fassala şeklinde ise, bir şeyi ayrı bölümler ya da kısımlardan ibaret kılma; konuşma için ise, konuşmayı açıklama, belirgin veya net kılma anlamındadır; ki bu da anlatılan şeyle ilgili detay vermekle olabilir.

Zaten şu ayete göre de sözün anlaşılabilmesi için lisanın açık olması gerekir:

Ta-Ha 20:28: “(Dilimdeki düğümü) Çöz de sözlerimi iyi anlasınlar.”

Tevbe 9:122: “İnanıp güvenenlerin hep birden savaşa çıkmaları gerekmez.Her kesimden bir takımı, dini derinlemesine kavramak için savaşa çıksa da geri dönünce kendi topluluklarını uyarsalar iyi olmaz mı. Belki sakınırlar.”

Bu ayetten, fıkhetmek için gereken temel bilginin gözle görerek ve diğer duyularla şahit olarak toplanabileceği anlaşılıyor.
Üstteki iki ayet, fıkhetmenin “derinlemesine kavrama” anlamını ortak olarak ifade etmektedir.

“Muhalefete geçenler, bulundukları yerden Allah’ın elçisine karşı gelmelerine sevindiler ve mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda sefere çıkmaktan (savaşmaktan) hoşlanmadılar. “Bu sıcakta orduyu çıkarmayın” dediler. De ki “Cehennem’in ateşi daha sıcaktır.” Bunu bir anlasalardı.” (Tevbe 9:81)

“Sizden duydukları korku, Allah korkusundan daha güçlü bir şekilde içlerini titretmektedir. Çünkü onlar, anlayışsız bir topluluktur.” (Haşr 59:13)

Bu ayetlere göre, kişi fıkhedecek olursa, söyleminde ve davranışında da değişiklik olması beklenmektedir.

“Yedi gök, yeryüzü ve bunların içindeki herkes Allah’a ibadet eder. Her şeyi güzel yapmasına karşılık O’na ibadet etmeyen tek varlık yoktur ama onların bu ibadetlerini siz kavrayamazsınız. O yumuşak davranır ve çok bağışlar.” (İsra 17:44)

Bu ayete göre, insanın hiçbir zaman fıkhedemeyeceği şeyler de olabilir anlamı çıkabilir. Fıkhedememenin nedenlerinden biri, bu konuda yeni bilgiye ulaşacak temel bilginin bulunmaması olabilir.

Cinlerden ve insanlardan birçoğunu gerçekten Cehennem için beslemiş olduk. Kalpleri vardır onunla anlamazlar; gözleri vardır onunla görmezler; kulakları vardır onunla dinlemezler. Onlar en’âm (koyun,keçi, sığır ve deve) gibidirler. Hayır! Daha da düşüktürler. Ne yaptıklarının farkında bile olmayanlar onlardır. (Araf 7/179)

“Ey nebi! Müminleri savaşa teşvik et. Sizden sabırlı yirmi kişi olursa, ikiyüz kişiyi yener. İçinizden sabırlı yüz kişi de kâfirlerden bin kişiyi yener. Çünkü onlar, anlayışsız bir topluluktur.”

Bu ayetlere göre fıkhetmemek, ya da anlayışsız olmak, dünya ve ahirette mağlubiyete mahkumiyettir.

Nerede olursanız olun, ölüm sizi yakalayacaktır; isterse sağlam kaleler içinde olun. Onlara bir iyilik gelse “Bu Allah’tandır” derler. Bir kötülük gelse “Bu da sendendir” derler. De ki “Herşey Allah’tandır.” Bu topluluğa ne oluyor ki hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyorlar? (Nisa 4:78)

Dediler ki “Bak Şuayb! Söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz. Bizim gözümüzde sen gerçekten çok zayıfsın. Eğer ailen olmasaydı seni taşa tutardık. Bizim yanımızda senin bir gücün yoktur!” (Hud 11/91)

O iki barajın arasına varınca onların aşağısında söylenen sözü neredeyse hiç anlamayan (anlayışı kıt) bir topluluğa rastladı. (Kehf 18:93)

Bu ayetlerin ilk ikisinde anlamaya kapalı olma, diğerinde ise muhtemelen anlama yetilerinin gelişmemiş olması ifade edilmektedir

SONUÇ:

Bütün ayetlerde ortak olan özellik, fıkhedilecek şeyle ilgili önceden edinilmiş, ya da gözlem veya bildirilme yoluyla sahip olunmuş bir bilgi olması, sonra bu bilgiyi kullanarak bir şeyin gerçeğini kavrama ya da o konu hakkında daha derin bilgi sahibi olma eyleminin gerçekleştirilmesidir.

Fıkhedebilmek yani anlayabilmek için kişinin genel olarak önyargısız, dinlemeye ve anlamaya açık olması gereklidir. Anlayışsız, ya da kendi tutumu sebebiyle anlamasının önünde engel bulunan kişinin söz konusu mevzuda başarıya ulaşması, yeni bir kavrayışa sahip olması mümkün değildir.

Fıkhetmeyi kolaylaştıracak yöntemlerden bazıları tafsil (تفصل) ve tasrif (تصرف) tir.