Kur’an-ı Kerim’de “Huşu” Kavramı

Yazar: | 19 Nisan 2017

awe-6

“Huşu” genelde halk arasında namaz bağlamında kullanılan bir kelime olup, namaz içerisinde konsantrasyonu yakalayıp, zihnini tamamen namaza yoğunlaştırma şeklinde anlaşılır. Türk Dil Kurumu sözlüğünde ise kelime “alçak gönüllülük, tanrıya boyun eğme” şeklinde tanımlanmıştır. 

Namazda huşuyla ilgili Allah’u teala şöyle buyuruyor:

اَلَّذٖينَ هُمْ فٖى صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ
Onlar derin bir saygıyla namaza duran kimselerdir. (Muminun 23/2)

Bu ayette ifade edilen huşuun neyi ifade ettiği aşağıdaki ayette detaylandırılmaktadır:

Onlar (namaz kılarken); ayakta, oturarak ve yanları üstünde Allah’ı zikreder (anlayarak Kur’ân okur, dua eder) göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler. Derler ki: “Sahibimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın, sana içten boyun eğeriz, bizi o ateşin azabından koru! (Ali İmran 3/191)

Buradan anlaşılmaktadır ki Allah namazımız esnasında okuduğumuz ayetlerle, çevremizde gözlemledimiz şeyleri ve olayları bağdaştırma çabası içerisinde olmamızı emretmektedir. Bu sağlanabilirse, ikisinin uyumunu gören insan, hayranlık ve acziyet içerisinde Rabbine teslim olabilecektir.

Ayette geçen ‘haşıûn’ kelimesi خ- ش -ع kökünden türemiş olup eski dönem lügatlarında:

itaat etmek, boyun bükmek, tevazu göstermek, sakin olmak, sesini alçaltmak, gözünün feri kesilmek, solmak, kurumak, korkmak, güneşin tutulması, batması, yıldızların batmaya yüz tutması gibi anlamlarında geçmektedir.

Kur’an’da bu kelime, genelde insanlar için kullanıldığını ama bir ayette toprakla ilgili diğer bir ayette ise dağın huşûundan bahsedildiğini öğreniyoruz. İnsanlar için kullanıldığı yerlerde huşu kelimesinin Allah’a saygı, Allah’tan korkmak, sesin kısılması, gözlerin yere bakması, kalbin huşûu şeklinde geçiyor. Aşağıda bu ayetlere kısa kısa değinilecektir.

Allah’a içten saygı duymak

Bu konuda Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyuruyor:

وَٱسْتَعِينُوا۟ بِٱلصَّبْرِ وَٱلصَّلَوٰةِ ۚ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلَّا عَلَى ٱلْخَٰشِعِينَ

Sabırlı  davranarak ve namaz kılarak yardım isteyin. Bu, Allah’a saygısı olanlardan başkasına ağır gelir. (Bakara 2/45)

Bir diğer ayette şöyle buyrulmakta:

ٱلَّذِينَ هُمْ فِى صَلَاتِهِمْ خَٰشِعُونَ

Onlar derin bir saygıyla namaza duran kimselerdir. (Muminun 23/2)

Bu iki ayette huşu kelimesinin namaz bağlamında kullanıldığını ayrıca namaz ve sabırında ayette birlikte geçtiği göze çarpmakta.

Diğer ayetlerde bu kelime kitabî ayetlere inanma, tasdik etme bağlamında geçiyor:

وَإِنَّ مِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ لَمَن يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْكُمْ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِمْ خَٰشِعِينَ لِلَّهِ لَا يَشْتَرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ ثَمَنًا قَلِيلًا ۗ أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ

Ehl-i kitap içinde Allah’a, size indirilene ve kendilerine indirilmiş olana inanıp güvenen, Allah’a karşı saygılı olanlar vardır. Onlar, Allah’ın ayetlerini geçici bir bedelle değişmezler. Onların, Rableri katında ödülleri vardır. Allah, hesabı çabuk görür. (Ali İmran 3/199)

Allah’ın ayetlerini görüp de bunların Allah’tan geldiğini kabul etmekte huşu sahibi kimselerin ulaşabileceği bir sonuçtur.

İsra suresinde 107 – 109. ayete kadarki pasajda bu konuya ilişkin ayetler bulunmaktadır. 107. ayette kendilerine ilim verinlenlerden bahsedilir ki onlara Allah’ın ayetleri okunduğunda derhal secdeye kapanırlar ve nihayet 109. ayette şöyle buyrulur:

وَيَخِرُّونَ لِلْأَذْقَانِ يَبْكُونَ وَيَزِيدُهُمْ خُشُوعًا

Çenelerinin üstüne kapanır ağlarlar. Bu onların saygısını artırır (İsra 17/109)

Bu ayetlerde dikkatimizi çeken  Allah’ın ayetlerini okuyan, dinleyen kimselerin bunların Allah’tan geldiğini kavramaları ve bu onların huşûunu artırmasıdır. Yani huşûun artan bir niteliğe sahip olmasıdır.

Başka bir ayette ise kalplerin huşûundan bahsedilmekte. Rabbimiz şöyle buyuruyor:

أَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَن تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ ٱللَّهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ ٱلْحَقِّ

Kendini inanıp güvenmiş (mümin) sayanların kalplerini, Allah’ın Zikrine (Kitabına) ve o gerçekten süzülen hikmetlere bağlamalarının zamanı gelmedi mi? Sakın daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar; üzerlerinden uzun zaman geçmişti de kalpleri katılaşmıştı. Onların çoğu yoldan çıkmıştır. (Hadid 57/16)

Buraya kadarki ayetlerde huşûun insanların ulaşmaları gereken bir nitelik olduğunu, buna ulaşmanın yolunun belkide ibadetlerde sabırlı davranmayla birde Rabbimizin ayetlerini kavrayıp, hakikatı görmeye çalışarak ulaşmanın mümkün olduğunu söyleyebiliriz.

Kelimenin geçtiği ayetlerden, insanların  mahşer meydanındaki hallerini konu eden bir ayet kümesi de oluşturabiliriz.

Bu ayetler kümesini şu başlıklar altında toplayabiliriz:

Sesin kısılması:

يَوْمَئِذٍ يَتَّبِعُونَ ٱلدَّاعِىَ لَا عِوَجَ لَهُۥ ۖ وَخَشَعَتِ ٱلْأَصْوَاتُ لِلرَّحْمَٰنِ فَلَا تَسْمَعُ إِلَّا هَمْسًا

O gün sesler Rahman için kısılacak, bir tarafa sapmadan dosdoğru o davetçinin peşinden gideceklerdir. Fısıltıdan başka bir şey duyamayacaksın. (Taha 20/108)

Bakışların alçalması – yere eğilmesi

خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ ۖ وَقَدْ كَانُوا۟ يُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمْ سَٰلِمُونَ

Saygıyla önlerine bakacaklar, alçaklık her yanlarını saracak. Onlar bu hale gelmeden önce de secdeye çağrılmışlardı. (kalem 68/43)

خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ ۚ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يُوعَدُونَ

…saygıyla önlerine bakarlar, alçaklık her yanlarını sarar. İşte tehdit edildikleri gün o gündür. (Meariç 70/44)

أَبْصَٰرُهَا خَٰشِعَةٌ

Gözleri yere inmiş olacaktır. (Naziat 79/9)

وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ خَٰشِعَةٌ

O gün kimi yüzler yere eğilmiş… (Gaşiye 88/2)

Yazımızın başında ele aldığımız ayetlerde konuyla ilgili daha olumlu ifadeler vardı.

Örneğin, hedeflenen bir seviye, artma özelliği taşıyan ve sadece gereken gayreti gösteren kimselerin elde edebileceği bir olgu huşu sahibi kimselerden bahsediliyordu. Yukarıdaki ayetlerde ise kavrama daha olumsuz bir anlam yüklendiği farkedilmektedir. Bir şeyin yukarıdan aşağı inmesi, seslinin sessizleşmesi, yüzlerin yere bakması, elde edilen bütün nimetlere rağmen rablerini unutanlar ve ona dönmeyecekmiş gibi yaşayanların akıbetleri bu ayetlerde ortaya konulmaktadır.

Son olarak, Allahın yarattığı diğer varlıkların huşûundan bahsedilen ayetleri de görelim.

Dağın huşûu:

لَوْ اَنْزَلْنَا هٰذَا الْقُرْاٰنَ عَلٰى جَبَلٍ لَرَاَيْتَهُ خَاشِعًا مُتَصَدِّعًا مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِ وَتِلْكَ الْاَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
Bu Kur’ân’ı bir dağa indirseydik Allah korkusundan baş eğip parça parça olduğunu görürdün. Bunlar insanlar için oluşturduğumuz örneklerdir; belki düşünürler. (Haşr 59/21)

Aynı kelimenin dağlar için kullanılması ilginçtir. Dağlar, insanların zorlukla tırmanabildiği, parçalamak için türlü türlü malzemelere ihtiyacı olduğu bir iştir dağları parçalamak. Ama Allah korkusu onu huşu sahibi yapıyor. Buna mukabil yeryüzünde Allahın sıklıkla bahsettiği ayetlerindendir dağlar.

Toprağın huşûu

وَمِنْ ءَايَٰتِهِۦٓ أَنَّكَ تَرَى ٱلْأَرْضَ خَٰشِعَةً فَإِذَآ أَنزَلْنَا عَلَيْهَا ٱلْمَآءَ ٱهْتَزَّتْ وَرَبَتْ ۚ إِنَّ ٱلَّذِىٓ أَحْيَاهَا لَمُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰٓ ۚ إِنَّهُۥ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

Allah’ın ayetlerinden biri de şudur: Yeri kupkuru görürsün; üzerine yağmur suyunu indirdik mi kımıldar ve kabarır. Yeri dirilten Allah, elbette ölüleri de diriltecektir. O, her şeyin ölçüsünü koymuştur. (Fussilet 41/39)

Bu ayette toprağın huşu sahibi olmasının anlamlarından biride kuru bir haldeyken Allah’ın ayetlerinden biri olan yağmurla beslenen canlanacağıdır. İnsanlarda Allah’ın ayetleriyle beslendikleri takdirde canlanacak ve huşu sahibi olacaklardır.

Sonuç

Huşu kelimesi ayetlere bakıldığında daha çok insanın Allah’a karşı duruşunu ifade eden bir olumlu hal olduğu anlaşılıyor.  Allah’a karşı görevlerini laikiyle yerine getire kimseler huşu sahibi olabilirler. Buna ulaşmanın yolları ise Allah’ın ayetlerine teslim olmak, büyüklenmekten sakınmak ve ona sabırla ibadet etmeye devam etmektir. Dünya hayatında bunu yapmayanlar ahirette yüzleri kara bir halde bakışları yerde olacak, Allaha bakmaya yüz bulamıyacaklardır. İnsanlar huşu sahibi olabildikleri gibi Allah’ın yarattığı diğer varlıklar da huşu sahibi olabilirler.